27 Kasım 2013

Pencere Örgüleri-Şirinlikler ve Süsleri



Pencereler evlerimizin gözleridir..yani en önemli bölümlerden biridir evlerimizin..olmazsa olmazı..perdelerimizse mahremiyetimizin özelimizin evdeki yaşantımızın örtüleridir..
Daha samimi daha sıcak daha güzel olmalarını isteriz bu yüzden..



 Çeşitli örgülerle elde edebiliriz bunu..pencerelerimize asılan minik süsler..ellerimizin gözlerimizin emeğiyle meydana gelmiş şirinlikler var bu gün paylaşmak istediğim..
 Sadeliğin asaleti ve inanılmaz hafifliği var..



Azmin ta kendisi olanlar var :)


Öneri olarak da değişik modeller ve örnekler var ..(sardunyanı sevsinler emi:)..yakışır da bu çiçek pencerelere hani..


Özgün ve ev sahibine olabildiğince özgün ortama özel olarak örülmüş güzellikler var..


Bir de bilgisayarımda kayıtlı olup ne zamandır nasıl yapılır ki bu ponponlar diye diye içinden çıkamadığım bu cici var :)



Çok çok çok daha da çok buna benzer güzellikler var..iğne iplik sıcak bir köşe ve meraktır ihtiyacımız olan diğer malzemeler..
Örülsünler..asılsınlar..örterken bizleri gözlerimizi şenlendirsinler :)

Pon-pon yapımı hakkında bilgi olan dostlardan ricamdır..anlatırsanız veya bir yolunu gösterirseniz memnun olurum..

Sevgilerimle..


tamamını gör
PAYLAŞ:

25 Kasım 2013

İmam Gazali:Ey Oğul'dan Notlarım

 

İmam Gazali'nin(Allah ondan razı olsun) eski talebelerinden biri yıllarca hizmetine devam etmiş ondan okuyarak ilimleri en ince noktalarına kadar öğrenmiş ve ruhi faziletlerini geliştirerek kemale erdirmişti.

Günün birinde bu eski talebe kendik kendine düşünürken:''Şimdiye kadar çeşitli ilimler okudum,ömrümün baharını bunları öğrenmek ve toplamakla harcadım.
Şimdi bilgilerden hangilerinin yarın ahirette bana fayda vereceğini ve kabrimde yardımcı olacağını bilmem lazım ki,luzümsuz olanları terkedeyim.
Nitekim Resulullah(s.a.s):''Allahım faydasız ilimden sana sığınırım''diye dua etmiştir..


Daha evvel internette okuduğum veya kanallarda şiir halinde naat halinde kulağımın alışkın olduğu alışkın olmasına rağmen anlamı ve derinliğini bilmediğim güzel bir kitaptan bahsetmek istiyorum..
İçeriğinden çok kitabın genel görünümünden başlamak istiyorum..
Kütüphanemizde çok sayıda eski kitaplar olduğunu daha evvel sizinle paylaşmışmıydım hatırlamıyorum ancakiş te bu kitap kütüphanemizin sahip olduğu 68'nci kitap olmakla beraber yayınlandığı tarihi kitapta not edilmemiştir.
Görünce beni mutlu eden kitabın 6'ncı baskını olduğuydu..bu da demek oluyor ki kitap oldukça eski olmalı..
Kitaptan notlarım beni en çok etkileyen satırları defterime aktardım..
Yeni baskılarına bakınca kitabın elimdekinden biraz farklı olduklarını görünce mutlaka bu baskıdaki çeviri ile bende kalmasını istedim..ve not ettim.

NOTLARIM:

1-Kitabın girişinde ilgimi çeken ilk şey:
İmam Gazal, hicri 488 yılında birdenbire ruh aleminde büyük bir sarsıntı oldu.
Bunu kendi tercüme-i hali (otobiyografisi)olan Munkizu mine'd-Dalal adlı eserinde anlatmaktadır.

2-İnsan sadece iman etmekle cennete girebilir denilse,buna ''Evet!''diye cevap veririz.
Fakar oraya ne zaman erişir ve o hedefe varmak için ne kadar zor engeller katedecektir?
Bu engellerin en başta geleni imandır.
Zira amelle kuvvetlendirilmeyen iman cennete kadar dayanabilir mi?

Sarsıcı bir tespit değil mi?

3-Hz.İsa (a.s) İncil'de şuna rastladım ''Bir ölünün tabuta konulduğu saatten,kabrin kenarına getirildiği ana kadar,Allah Teala azametiyle o ölüden kırk sual sorar:
Birincisi:''Ey kulum!Senelerce halkın gözüne güzel görünmeye çalıştın.Bana ise bir saat bile hoş görünmeye çalışmadın''halbuki Allah teala her gün her an senin kalbine nazar eder(bakar) ve sen O'nun nimetlerine gark olduğun halde başkaları için çırğınıyorsun!
Halbuki sen bu hitabı işitemezsin çünkü sağırsın!''..

4-Hz.Ebu Bekir Es-Sıddık (r.a) Bucesetler ya bir kuş kafesidir yahut bir hayvan ahırıdır,diyor.
Kendi kendine biraz düşün,sen bunların hangisindesin?

5-Firasetli kişiye tek bir söz dahi kafidir.

Feraset zihin uyanıklığı, bir şeyi çabukça anlayış kabiliyeti, bir insanın ahlakını, kabiliyetini yüzünden anlamak melekesi demektir.
Feraset iki türlüdür. Biri bir nevi ilham eseridir ki, sebebi bilinmeksizin meydana gelir. Diğeri bir kazanma eseridir ki, muhtelif tabiatlara vakıf olmak sebebiyle meydana gelir.
Ferasetin zıddı ahmaklıktır, zekadan mahrumiyettir. Ferasetli kimselerin huzurlarında uyanık bulunmalı, edebe, fazilete aykırı şeylerden kaçınmalıdır. “Müminin ferasetinden sakınınız. Çünkü o, Allah’ın nuruyla bakar.” buyurulmuştur. (Tirmizi, Taberani)
Kaynak: Büyük İslam İlmihali, Ömer Nasuhi Bilmen 


Beni en çok etkileyenleri not almakla yetindim..
Kitap küçücük olduğu için bir saatte okunabilir diye düşüncesini yerle bir eden,üzerinde duruldukça insana başka şeyler veren..ne enteresan bir şeydir ayrıca şunu da fark ettim ki bahsetmemek olmaz.kitap beni içine çekmesinden çok ruh halime bir sessizlik tarifsiz bir huzur izi bıraktı..

Bu büyük İslam alimlerinin feyzi ve bereketi..isimlerinin dahi yazılı durması evimizin bir yerinde inanıyorum ki evimize ve hayatımıza da derinlik,mana ve bereketin inmesine vesile olacaktır..

Dikkatimi çeken bir şey daha oldu..


Kitabın arka kapağın.. öylesine güzel bir nasihat içeriyor ki arka kapak..hala,günümüzde dahi yapılabilecek muhteşem bir amel olduğunu düşünüyorum..

Sevgilerimle..

tamamını gör
PAYLAŞ:

23 Kasım 2013

En Lezzetli Penne Makarna Tarifim!



Makarnalar arasında türüne uygun tarifim olmayan bir tek makarna çeşidi vardı..
Penne makarna!..
Çok sevmeme rağmen tereyağlı sade hali dışında başka hiç bir şekilde kullanamadığım bir makarna türüydü taa kiiiii bir gün Yunanca bir programda konuk olan 4 yıldızlı otelin aşçısının canlı olarak yaptığı bu tarife rastlayana dek..

Yemek vakti yaklaşmıştı ve benim hala yemeğim yoktu doğrusu olur ya yemek programı izlerken insan izlerken dahi doyduğunu zanneder ta ki ekrandan ayrılana dek (kısa süren bir hülyadır bu :)

Dolabımda makarna vardı ama..hemde penne türünden üstelik..
Aşçının yaptığı tarifi not etmeme dahi gerek yoktu..haliyle hazır bilgiler tazeyken hafızamda neden olmasın deneyeyim diye düşündüm..

Tarif o kadar basit ki..ucunda böyle güzel bir lezzet olacağını zor tahmin etmek ama aşçı dört yıldızlı otelin aşçısı olunca kör bir güvenle denemek için cesaret toplayabiliyor insan..


Bismillah deyip tarife giriştim..

MALZEMELER:

4 diş sarmısak-soğan yok.
2 yemek kaşığı salça
Tuz-karabiber
Yenibahar(olmasa da olur tarifte yoktu ben sevdiğim için kattım)
Taze maydanoz(olmazsa olmaz
Tabanı örtecek kadar zeytinyağı(mutlaka zeytinyağı)

NOT:Bir paket makarna sosu için eklenecek su miktarı yarım su bardağıdır makarnanın miktarına göre suyu ayarlayabilirsiniz)





YAPILIŞI:

Önce makarnaları haşladım..
Makarna paketindeki kaynama süresinden iki dakika evvel makarnayı sudan alıp soğuk suya tuttum..
Aynı tencereyi ateşe alarak zeytinyağında ezdiğim sarımsakları az biraz kavurmaya aldım hemen bir iki çevirdikten sonra salçayı ekleyip makarna miktarına göre sos için sıcak su ekledim(yaklaşık iki kahve fincanı)..
Suyu eklenince tuzunu biberini yenibaharı ekledim en son olarak da maydanozu ekleyip kıvamını almasını bekledim (2-3dk)sosun kıvamı sulu olmamasına özen gösterin.
Tenceredeki sosun içine bekleyen makarnaları ekleyip sos ile karışıncaya kadar karıştırıp ateşi söndürdüm..

Hepsi bu!..
Günde iki kez bazen sonraki güne dahi artan kısmı dahi yenen bir yemek oldu..
En favori yemeklerden biri oldu evimizin..
Penne makarna kolayca yumuşamayan ısıtılıp yenmeye dayanıklı bir türdür..en sevdiğim yanlarından biri de budur makarnayı tekrar ısıtmamak için yeneceği kadar pişiririm her zaman..

Mutlaka tavsiye ediyorum..
Ama tek şart ile..penne makarnası kullanın ;)



Minik bir püf noktasını da paylaşmak istiyorum sizinle:sarımsaklarınızın uzun süre pörsümeden kurumadan dayanabilmeleri için buzdolabında muhafaza edebilirisiniz  kardeşlerim..

Bu tarifin ardından bir de lazanya yapmıştı kıymalısından ancak yemekten eser kalmadığı için resimleyemedim ki :(

Sevgilerimle..

tamamını gör
PAYLAŞ:

Köyde Bir Gün..


Dünyanın bir çok yerinde gökyüzü hemen hemen aynı..Ülkelerinde,şehirlerinde,kasaba ve köylerinde de öyle..Kutuplarda olsun en sıcak bölgelerde olsun bu böyledir..
İşte bu güzel gökyüzü altında..değişmeyen şeyler vardır..ve her zaman uzaklarda olan ve özlenen bir köy vardır mutlaka..
Minik minik evler şirin şirin çatılar yavaş yavaş şehirlere özense de elbet asla değiştirilmeyecek şeyler de var..
Değişmeyecek ve asla büyük şehirlerde bulunup rastlanmayacak güzellikler..


Adını bilmediğim otlar,kimin yaptığı meçhul duvarlar ve o taşlardaki muhteşem renk tonları..üzerime bas üstümden geç diye davet eden patikalar..




Lale mi?..yaban laleler mi..başka bir çiçek türü mü?..fark etmez ismi..onları görünce farketmiyor isimleri gözümde..dimdik duruşları bir arada oluşları ve birlikte olup yanyana durmanın güzelliğini sunuş şekli yetti gönlüme..


Haftada bir yakılan komşuların tepsi tepsi yoğurdukları ekmeklerle neşelenen taş fırının mutluluğunu merak ettim ama..
Ekmekler pişene dek kaç kalp yoğurulur ve yaklaşır kim bilir..bunu da merak ediyorum doğrusu..miis gibi şu anda burnuma geliyor ekmeğin kokusu..


Karların çatılarda uzun süre kalmaması için özellikle tercih edilen taş türü..
-Bu taşları nerden alıyorlar,dedim.
-Dağlardan toplayıp çatılara dizerlerdi eskiden,dediler..
Bir de karla kaplanmış hallerini görmenizi isterdim..bacanın tütüşünü de bir yandan..


Herşey orada ve herşey çocukluğumdaki gibi..yaban mersinlerine bakınca küçükken isimlerini dahi bilmediğim bu güzelliğin hayatımdaki yerini anısını daima her zaman saklamak istiyorum kalbimin bir yanında..çocuklarım da görsün..çocuklarımda da anıları olsun..


Gün boyunca evden uzak gün boyunca kum toprak,aç,sıcak güneşin altında yakılan ateşin küllerine gömerek pişirdiğimiz patateslerin yanında böğürtlen mutlaka vardı..o zamanlarda ne kadar saf bir gerçeğin farkına varmışım meğer..
Doğa varsa insan açlık hissetmez asla..


Mantarara güvenip de yememek şartıyla ama :)


Ne tabak takımı ne çanak çömlek ne masa örtüsü..bir sofra bezi vardı..sayısını bilmediğim çatal-kaşıklar duvara asılmış halleri tavalar süt tencereleri..
Hepsi çivilerle sıralanmış vaziyette,ne askı ne stand ne raf...


Ama seccadelerin sayısı çoktu..seccadeler çoktu ve rengarenkti..her biri de yıpranmıştı..her birinde diz,alın ellerin izi vardı..


Eski günlerin anısına..o günlerin içinde büyümüş olmanın anısına..bu toprakların çocuğu olduğumdan olsa gerek çaktım mutfak dolaplarımın altına üç adet çengel..cezvelerimi de dizdim sırayla..


Güzel bir haftasonu geçirmeniz dileğiyle..



Sevgiler ..


tamamını gör
PAYLAŞ:

21 Kasım 2013

Senin Verdiklerin Karşısında



Bunca güzellikleri gözlerime sürdüğün zaman Sen her sabah,gün içerisinde Sana neyi nasıl verebileceğimi verdiklerimin ne kadarı samimi ve ihlaslı ne kadarı temiz ve has olabileceğini düşünemeden edemiyorum Allahım..



Eşyaya bağlanmaktansa,gaflete düşüp dünyaya pervane olmaktansa yarattıklarına kul köle olmaktansa,ruhundan üflediğin ruhuma zarar gelmektense taşlar içinde dahi olsa,zayıf incecik değersiz görünsem dahi yeşerebileceğim bir kum parçasından mahrum etme beni Allahım..




Tüm koşuşturmacalar içinde kaybolursa kalbim ve başka şeyler ağır basarsa Senin dışında..Seni unutarak yaşamak beni rahatsız etmeyecekse Allahım..insin yağmurlar üstüme ıslatsınlar beni bir kez daha..
Yeter ki Seni hatırlat bana Seni yaşat Seni her an canlı tut dünya hayatında...





tamamını gör
PAYLAŞ:

2 Kasım 2013

İçimize Dünya Kaçtı



Neden..bu kadar ağır oldu yüreklerimiz..
Hangi koltuk hangi araba oturdu üzerine de donduruldu tüm hislerimiz..
İnsanlığımızın üstüne hangi tablo hangi sehpa hangi biblo çöktü de..
İnsafımızın kıpırdamasına müsaade edemez olduk..

Nedir gözlerimizi körelten?
Şu kalın perdelerimizmidir kalp gözümüzü örten..

Nedir sofralarımızı tatlandıran,çocuklarımızın ellerine ayaklarına hangi eşyamızı yükleyerek çocukluklarını,oyun oynama haklarını satın aldık?

Neden neşeli gülüşleri sadece resimlerdeki karelerde mevcut..
Ve neden bir başkası sevsin beğensin diye gülümsetir olduk yavrularımızı?

Neden tenceremizde sevgi kaynamıyor,sofraya herkes bir arada oturumuyor?
O pahalıyemek takımlarımıdır yoksa lezzetimizi kaçıran..
Nefsimizin peşinde koştuğumuz içinmidir karşılaşamamamız..beraber olamayışımız?

Tadı nerde insanlığımızın?
Hangi malzemeden yapılmış ki eşyalarımız kirletince çocuklarımız,çizince bir yerlerini,kazaran yırtılınca koltuğun kumaşı veya bir köşesi bir kumaş parçasına kıyamıyor olduk da çocuğumuzun narin tenine kıyarak şiddet sürer olduk vucütlarına..

Dostluklar hangi malzeme ile yapılmış ki daha kıymetsiz oldu bedava verilenden..
Canımızı nerelerde sergiledik ki paramparça oluşumuza sessiz kaldık şimdi?
Geri almak isteğini dahi duyamaz olduk..tekrar kazanma yüceliğini dahi kendimize yakıştıramaz olduk..

Özür dileyemez olduk..


Biliyorum..
Sır olsa da bunu sadece size söylüyorum..

İçimize dünya kaçtı..
İçimize dünya kaçtı..


tamamını gör
PAYLAŞ: