22 Ağustos 2013

Süleymaniye Camii


Süleymaniye Camii Istanbul'a defalarca gitmeme rağmen daha evvel hiç ziyaret etmemiştim..
En son gidişimde Ayşem Süleymaniye Camii'nde akşam yemeğimizi orada yemeği teklif edince yazın ortasında kuru fasulye pilavınve ardından yenen Kemalpaşa tatlısının bu deli zevkli olacağını düşünememiştim..

Ayşem blog aleminde olmayan kesinlikle kendi aleminde ve benim alemimle içiçe bana daha evvel bu derece yakın olmamış özel insanlardandır benim için..
Kendisinden bahsetmek için satırlarım oldukça uzun olacağı için Ayşem için kısa ve öz olarak söyleyebileceğim tek şey yanında kendimi kendim ve güvende sanki annemin yanında bulunuyormuş gibi hislerimin ağır bastığıdır..

Süleymaniye Camiine ilk girdiğimiz zaman geniş pencerelerin birinde oturduk..
Akşam olmaküzereydi..üst resimdeki camlardan sızan mavi ışık ve bu muhteşem mavinin sebebi akşamın ışıklarıydı günün Süleymaniye'de noktalanmasıydı..

Bir pencere içinde Ayşemle derin bir sohbete kaptırdık kendimizi öylesine derinki okunan akşam azanını dahi camiinin içinde olmamıza rağmen çok uzaklardan duyarmış gibi namaza hazırlanmak için nerdeyse kıpırdamayı,kalkmayı düşünemedik..

Saf tutup kardeşlerimizle kılınan namaz ve üzücü ama gerçek bir avuç cemmatin bu muhteşem camiinin hakkını verdi mi bilemiyorum..

Süleymaniye de çok şeyim kaldı..
Arka bahçesinde kuş bakışı izlediğimiz İstanbul kaldı mesela..
Oturduğumuz duvarın hemen altında o eski ve kaderine terk edilmiş mahalle sokaklarının yalnızlığı kaldı içimde..


Bu ziyaretimde çok az resim çekebildim..

Süleymaniye'de duyulan huşu ve hissedilen derinlik,kılınan namaz ve edilen baldan tatlı sohbet bilemiyorum içimde kaç yıl yer eder kaç yıl yaşar..

Söyleyebileceğim tek şey..

Süleymaniye maneviyatın zirveye tırmandığı ve günler geçmesine rağmen tırmandığı yerden bir nebze aşağıya inmeyen muhteşem bir mekanın yaşattığı duygusallık ve inancın damgasını vurdu kalbime..

Sizin için Süleymaniye Camii hakında bilgiler aktarmak istedim..olur da ziyaret ederseniz bana da dua edin olur mu?




GENEL BİLGİLER>Kaynak:I Am Istanbul

Bir rivayete göre; Kanuni Sultan Süleyman, Süleymaniye Cami’nin inşasına karar verdiği zaman, bir gece rüyasında Hz. Muhammed’i görür; Hz. Muhammed, ona camiin nereye yapılacağını göstermekten başka, camiin iç ve dış unsurları hakkında da birtakım bilgiler verir: “Minberi şuraya, mihrabı şuraya, kürsüyü de şuraya yapınız,” şeklinde ifade buyurur. Büyük bir heyecan ve sevinçle bu güzel rüyadan uyanan Sultan, sevinç gözyaşları içinde Allah’a şükreder, sabah namazını kılar ve hemen Hz. Muhammed’in işaret ettiği yere giderek Mimarbaşı Sinan’ı yanına çağırtıp, Sinan’a buraya bir cami yaptırmak istediğini söyler. Sinan’da bu teklifi bekliyormuşçasına: “Sultanım! Cami’yi şu şekilde yaparız; mihrabı şurada, minberi şurada, kürsüsü de şurada durur; şu kadar kubbesi, şu kadar camı, şu kadar da ayağı olur!” diyerek Kanuni’ye Hz. Muhammed’in rüyasında söylediklerini aynen tekrarlar. Bunun üzerine Kanuni tebessüm ederek Mimar Sinan’a bağırır ve: “Mimarbaşı! Benim rüyamdan haberli gibisin!” der.




Mimar Sinan da aynı rüyayı gördüğünü ifade edercesine:“Sultanım! Sizin dün geceki kutlu rüyanızda ben de oradaydım ve bir iki adım gerinizden geliyordum!” diye karşılık verir. Bu durum karşısında sevinç ve heyecanı bir kat daha artan Kanuni:“O halde bir an evvel caminin inşası başlasın!” diye ferman buyurur. Bu emri evvelden bekleyen Mimarbaşı da, hiç zaman kaybetmeden hazırlıklarını tamamladı ve Şeyhülislam Ebüssuûd Efendi’nin temele ilk taşı koymasıyla caminin inşasına başlanılır.

Evliya Çelebi bu eşsiz eserin yapımını şöyle anlatmıştır: “Bütün Osmanlı ülkesinde ne kadar bin mükemmel üstat,mimar, yapı ustası işçiler ve taşçılar ve mermer işleyenler varsa hepsini toplayıp üç yıl bütün ayakları bağlı forsa temelini yerin altına indirdiler. Temel kazanların vurdukları kazmaların sesini yeraltında dünyayı sırtında taşıyan öküz duyardı. Üç senede binanın temeli yeryüzüne yükselip bina meydana çıktı. Bir yıl o halde kaldı… Bir yıldan sonra Sultan Beyazıd-ı Veli’nin presesine (hiza ipi) göre mihrap konuldu. Dört tarafına duvarlarını, kubbe aralarına varıncaya kadar 3 yıl yükselttiler. Ondan sonra metin, güçlü dört paye üzerine yüksek kubbeyi yaptılar. Süleymaniye Camii’nin ne yolda şekillendiği, bu ulu camiin kubbenin mavi tasının ta üst tepesi Ayasofya kubbesinden yuvarlak ve yedi meliki arşın yüksek cihanı kaplayan bir kubbedir.”

..dahası ve camiinin videosu için:Süleymaniye Camii Efsaneleri



Sevgilerimle..

OKUMAK İSTERİM
PAYLAŞ:

6 Ağustos 2013

Blog Adları-4-Yemek blogu açacak olanların dikkatine


Selamünaleyküm hayırlı sabahlar dostlarım..
Sahurdan kalma Boyanızın kafası geceden yemek bloglarına takılı kaldığından olsa gerek ve beeelki belki diyorum belki ufak tefek yaktığım döktüğüm tariflerimi paylaşmak adına rezil olma riskini göze alırım diye müstakbel yemek blogum için isimler düşünmeye koyuldum..
Yok,sabahlamamın sebebi blog adları değildi tabii ki de canlar olur mu öyle şey :)
Rabbim nasip ederse Cumartesi akşamı evladım Emrem ile İstanbulun kanatlarımızın altında olmasına niyetlendik Rabbim nasip ederse bir kaç günümü oğlumla İstanbulda geçirip çok değerli bir canı özellikle o kardeşimi görmek için can atmaktayım :) İsim vermem..
Yemek blogları rövaşta beğenilmede..
Oooy neler neler neler neler yapılmaktadır tariflerin ve lezzetlerin uğruna..
Şu bir gerçektir dostlarım..Aç durulmaz her gün aynı yemek yenmez bkz:kedi hergün pilav yemez atasözümüzle sabitdir :)
Sonuç itibariyle uzatıp yormadan aklıma gelen hayali yemek blogum için bulduğum adları gerçekten yemek blogu açmayı ciddi ciddi düşünenlerle paylaşmak daha güzel bir fikir olur diye düşündüm(yan cepte bir iki isim sakladım,gizli as'larım olaraktan hani:)
 ;)
Anladın sen :)
Bakalım neler bulmuşum..
Bismillah..
yemeginleoynama-Yemeğinle Oynama

neguzelkoktu-Ne Güzel Koktu

lezzethanem-Lezzethanem

yemekderdim-Yemek Derdim

yemeklutfen-Yemek Lütfen

ailedoyuran-Aile Doyuran

tabakkaciran-Tabak Kaçıran

yemektasiran-Yemek Taşıran

yemekleoynama-Yemekle Oynama

cirpici-Çırpıcı

yemektenote-Yemekten Öte

tariftenziyade-Tariften Ziyade

sicaktabak-Sıcak Tabak

cirpicimdansevgilerle-Çırpıcımdan Sevgilerle

onlukyaktiran-Önlük Yaktıran

onlukattiran-Önlük Attıran

aklinfikrinyemek-Aklın Fikrin Yemek

kucukmutfakbuyuktarifler-Küçük Mutfak Büyük Tarifler
mutfakkucuktariflerbuyuk-Mutfak Küçük Tarifler Büyük

ucogundortkasik-Üç Öğün Dört Kaşık

yemesikolay-Yemesi Kolay

tarifiolay-Tarifi Olay

aileyemekleri-Aile Yemekleri
Yukarıdaki isimlerin tümü an itibariyle alınabilir,sahiplenebilirler..
Müsaitler yani :)
Sanırım bir çoğu .com alan adıyla daha da güzel boy gösterebilecektir.
..bilmem..
Tavsiyem vardı onu da paylaşayım istedim 
:)
Güzel bir gün diliyorum..
Sevgilerimle..



OKUMAK İSTERİM
PAYLAŞ:

5 Ağustos 2013

Kendimizi Tanımak-Yemen





İkindi vakti TRT_TÜRK kanalının yayınladığı İstanbul Şehirleri belgesel tadında programını izlemek bir kaç gündür tutku haline geldi bende..
Yemek programların zirvede olduğu bu saatlerde kaçırmamaya özen gösterdiğim bu programda her gün Türklerin gelip geçtiği yerler Osmanlının bıraktığı izler dinimizin ortak güzelliklerini ve ana çizgilerini yansıtan ve yaşatan şehirlerin tanıtımını izlerken kendimi bazen uzak doğuda bazen arap ülkelerinde dolaşırmış gibi hissediyorum..
Ne yazık ki bir çok arap ülkesindeki haberlere ve ülkelerle ilgili bilgilere baktığınız veya kısa bir resim araması yaptığınız zaman karşınıza kan şiddet öfke kin İslamı karalayan cümleler ve yayınlarla karşılaşırsınız..

Batının bir planı mı bizim eksikliğimiz mi bilemiyorum.
Şahsen bir çok İslam ülkeleri hakkında bilgim çok az..üzülerek bu yayınıma zengin bilgiler eklemediğimi belirtmek istiyorum..

Batı o kadar işlemiş ki içimize ve biz buna o derece müsaade etmişiz ki nerden bakılırsa bakılsın şu anki yaşam tarzımız ve hatta günlük yaşantımız çocukları yetiştirme metodlarımız dahi onlara dayanıyor onlardan ilham alınıyor onlar taklit ediliyor..




Basit bir örnek olarak evimiz ve evimizdeki tarzımız eşyalarımızın seçimi düzeni..
Mutfağımız banyomuz yatağımızın yeri..
Banyomuz kıbleye doğru olur genelde ki tuvaletin kıbleye doğru olması asla uygun değildir dinimizde mesela..mutfağımız bir ordu besleyecek kadar olabildiğince geniş ferah ve gıda dolu..

Yatak odalarımızda televizyon ve benzeri elektronik cihazlar mevcut..
Her alanda kendimizi kaybettiğimize şiddetle inanıyorum..
Her alanımızda kendimizi oyalamak için mutlaka bir şeyler koyduğumuzdan anlıyorum bunu.

Köyüme gittiğim zaman köy olmasına rağmen dışarıdan beton bir binaysa görünen içi saray gibi döşenmiş bir ev olduğunu gördüğüm zaman el ayak uzatmak zor dahi oluyor..köy kavramından dahi utanır olduğumuz için köydeki evlerimizi dahi dizideki evler gibi döşer olduk..




İslam ülkelerine baktığım zaman onca güzellik ve köklerimizin şiddetle karalandığını ezildiğini yok edildiğini görüyorum..bunu herkes fark edebilir.. 
Fark ediliyor evet fark edildiği anda içi cız ediyor insanın..
İzledikçe ve onları gördükçe içi yanıyor insanın..
Evet o yapılarda o camiilerde o sokaklarda bize ait bir parçamız var..kayıp bir yanımız oralarda sanki düşüncesi hakim oluyor.



Yukarıdaki kare sadeliğin doğallığın insanın derinlik ve rahatlıkla yaşayabileceği bir alanı gösteriyor..
Evlerimizdeki onca eşya ve süsü tek tek inceleyecek olsak her biri orada neden var orada bulunmasının sebebini sorsak sanıyorum ki mantıklı bir cevabımız olmayacaktır...


Üzülerek tekrar belirtmeliyim ki kardeşlerimizin çocukları kardeşlerimizin eşleri anaları babaları kültürleri yaşam tarzları hakkında çok az bilgiye sahip olduğum için içim acıyor..
Hani bir hayal yaşatırım ya heğ içimde..
Durumum el verse bir gün mümkün olsa gezmek isterim dünyanın bir çok yerini diye..
Bu yerlerden ilki kesinlikle Fas olacaktır sonra Yemen olsun isterim sonra Türkmenistan olmalı vs..

İçimde ne Fransa hayali ne Londra izleri ne de batı ülkelerinin sembolleri yapıları binaları inşaat devleri yatıyor..








İçimde uyandırılmayan,katledilen..boğazlanan yeşermesine ve filizlenmesine müsaade edilmeyen İslam kültürünü öğrenmek arzusu yatıyor..
Nasıl ki küçüklüğüüzden beri aşılanıyorsa bazı şeyler,nasıl ki kanımıza karıştırılıyorsa işte onların yerine değiştirmek isterim gördüklerim ve bildiklerimi..
Kulaktan dolma öğrenmemeliydik alimlerimizi..
Büyük din alimlerimizin sayısının milyonlarca olduğunu duyunca insan üzüntü değil gurur ve onur hisleriyle kabarmalıydı..



Kendimi tanımıyorum..
Nasıl bir hayat yaşadığımı biliyorum..günlük neler yaptığımı neler ettiğii neyi nasıl yapacağımı biliyorum..
Bildiğim bir şey daha var bunların yanısıra duran büyük bir gerçek daha var..
Biz bu değiliz..
Bu yaşadığımız hayat tarzı yaşam stili bizim değil,kültürümüz değil bize ait değil..

Osmanlı döneminden kalan mezarlıklarımız var..bütün taşlardaki yazılar Arapça yazılmış..
Orada kim yatıyor bilmiyoruz..
Atalarımızın ölülerimizin mezar taşlarını dahi okuyamıyorsak..Onlar için bir fatiha dahi okuyamıyorsak..
Bu hale gelmişsek eğer üzülerek bir daha kendime şu cümleyi söylemek zorunda kalıyorum..

Kendimizi tanımıyoruz..


Sana bir mesaj gönderdim..
Aldın mı?


OKUMAK İSTERİM
PAYLAŞ:

1 Ağustos 2013

Ramazanda Neyi Tutuyoruz?


Selamünaleyküm sevgili dostlar..
Sahura kısa bir zaman kala çocuklarımın tatlı krizi tutunca dolaba bakıldı lakin alelacele yapılabilecek hiç bir şey görünmediği için ufukta mecburen elimizdeki malzemelerle gecenin o saatinde bir şeyler yapmak zorunda kaldık..
Geçen ramazana nazaran bu ramazanda evde herşeyi olabildiğince daha az daha mütevazi daha az çeşitli tutmaya çalıştım..
Evet ramazandan önce market alışverişi yapıldı bu alışverişin yapılmasına da çok büyük pişmanlık duyuldu kardeşlerim..
Dört adet hurma ile sahur eden sahabilerin olduğunu öğrenince insan sofrasına koyduğu biber dolmasını ve yanındaki karpuz tabağına dahi bambaşka bir gözle bakıyor..
Bir sonraki iftar için mutfağa 3 saat önce girmiyor,saatlerce çoğu zaman vakit geçirmek amacıyla dahi olsa günün bir kısmını ibadetle geçirmek varken mutfakta olmayı tercih edebiliyor..

Allah bizi affetsin..
Akşam vakti olunca mahallemiz hareketleniyor..
Pideler,içecekler dondurmalar tatlılar..paket paket poşet poşet yiyecek içecek taşınıyor..
Neden?

Dışarıdan biri baksa şu halimize müslümanların açlık çektiklerini düşünmez mi?
Sanki gün boyunca mideye zincir vurup nefsi zaptetmenin yolu  oruç değilmiş gibi bir izlenim vermiş olmaz mıyız?

Gün boyunca aç kalmak mıdır oruç veya nefsi terbiye etmek Allahın bak dediği yerden bak dur dediği yerde durmak başla dediği yerden başlamak mıdır?

Ramazan yaklaşınca sanki bir afet dönemi kapımıza dayanacakmış gibi marketlere saldıran biz değil miyiz?
Yıl boyunca uzak bir bölgede yiyeceksiz içeceksiz bir yerde kalmışcasına açlığımızı tatmin etmek nefsimizi pohpohlamak değil midir eve getirilen poşetler..

Hadi pohpohladık diyelim..ödüllendirdik hatta..
Peki neden?

Ne yaptık ki bu kadar ödül ve ganimete layık gördük nefislerimizi..
Bu mantığa hizmet kimin tavsiyesidir kimin yönlendirmesiyledir?

Bloglarımız özellikle ramazanda yemek diye bir kavramı konu etmemeleri gerekiyordu..
Masa düzeni,sahur yemeği iftar sofrası diye yayınlarımız olmamalıydı..

Ramazan gelince şımartılan nefislerimizi bilemiyorum ki başka hangi zaman diliminde zaptedebilir dinginleyebiliriz?..

Dolaplarımız tıka basa yıyecekle doluyor ramazan ayında..midelerimiz de öyle..
Çorba üstüne yemek yemek üstüne salata salata üstüne tatlı tatlı üstüne çay çay üstüne kahve..

Bu kadar ödül niye?



Neye?

Melekler güler halimize..
Oruç nedir diye sorsa çocuklarımız veya bir gayrimüslim veya bir ateist veya ne bileyim merak eden biri cevabımız ne olurdu?..
Görünüşe bakılınca bu zamanda müslümanlar için oruç ziyafet ayı,yeme içme,yepyeni tarifler deneme nefsi delirtme mideyi patlatma zamanıdır sanacak..

Biz anneler özellikle çocuklarımız üzerinde bıraktığımız izlenimi çok ciddi düşünmemiz gerekiyor..
Anne akşam vakti saatlerce bitap düşene dek mutfakta olmamalı ramazan ayında..
Dolaplarımızın en boş olduğu zamanlar ramazan olmalıydı oysa..en çok Kur'an okunan ard arda hatim duaları edilen evimiz bizim evimiz olmalıydı..sürekli ıslak olmalıydı banyodaki havlularımız namaz kılacak seccade bulunamıyor hepsi biri tarafından alınmış olması gerekiyordu..
Tesbih diye bişey asılı olmamalıydı bir yerlerde ellerimizde ya kutsal kitabımız ya tesbihimiz veya dizimizde seccademiz olmalıydı..

Bişeyleri kaçırdık,bişeyleri kaptırdık ama ne..diye düşünen kardeşim hala ümidin olduğunu hala elbette mutlaka en güzel yerlere çıkmanın vakti gelip geçmediğini bilmesi gerekir..

İslamı taşıdıkları tüketim ve şirinlik kavramından ve penceresinden bakarak değil..maneviyat derinlik ve anlam hedefleriyle hareket etmemiz gerekir ve çocuklarımız bunu bizde görmeli..


Değil mi?

Peki oruç neydi kardeşlerim..
Oruç nedir?

Bir daha en azından şu son günlerde dahi olsa hafızamızdaki bilgileri televizyondaki reklamlarla değiştirip tazelemeye şu son günlerden dahi olsa nasiplensek az biraz manasına girsek ramazanı tama anlamıyla yaşamak için bir kez daha Oruç neydi diye bir bakalım mı?

Oruç

Genel olarak Müslüman toplumumuzda Ramazan ayında kulluk standartlarını daha da yükseltmek ve Allah’a karşı sorumluluklarımızın farkına varmak gibi bir algı vardır. Bu güzel bir düşüncedir ve sadece Ramazan’da değil, bütün zamanlarda ortaya konması gereken tutumdur. Esasında Ramazan bu güzelliğin her zaman yapılabilirliğini ortaya koymaktadır. İnsan aynı insandır. Genç de aynı gençtir. Ramazan ayında kulluk temposunun bir seviyeye gelmesi, gündemin kulluğa göre ayarlanmasındandır ..devamı:Gölgeleşen Ramazan


Rabbim bizleri affetsin..


Rabbimiz bizi affeder..

Biz özür dileyerek tövbe edip O'na gidelim yeter ki ..
Samimi içten ve kul olarak..
O değerini artık günlük hayatımıza dahi yansıtamadığımız kulluğun yüceliğini ve şerefini görelim tadalım gösterelim inşaAllah..

Önümüzde Kadir gecemiz var..
Dilerim o gece tutunalım..
O geceye tutunup bu mübarek aydan muzaffer bir şekilde mağfiretle ayrılalım kardeşlerim..

Sofrayı boşverin..

Ruh doymazsa marketler onu zaten doyuramaz doyurmamıştır..

Uzatıp yorduysam hakkınızı helal edin ..

Sevgilerimle..





OKUMAK İSTERİM
PAYLAŞ: