29 Haziran 2012

Ölmeden tadılacak 50 lezzet

“Ölmeden önce görülmesi gereken yerler” ya da “muhakkak tadılması gereken lezzetler” şeklinde listeler görmüşsünüzdür. Bu listeler ilgi görüyor, çünkü herkes iyi ve kaliteli yaşamanın derdinde. Bizim de bir derdimiz var şüphesiz. Biz de herkes gibi “iyi” ve “kaliteli” yaşamak istiyoruz. Ama bizim “iyi”miz, Allah katındaki “iyi”dir, bizim “kaliteli”miz takva standartlar enstitüsü damgalı “kaliteli”dir. Böyle olunca bizim “lezzet” tarifimiz de farklı olmaz mı? Olur elbet. Bize göre lezzet ruhun, bedenin ve gönlün müşterek tattığı bir şeydir. Bizim lezzetlerimiz bu dünyada ağzımıza tat, dizimize fer, gözümüze nur, derdimize derman olur, öte dünyada ise sonsuz mutluluğa anahtar... Herkesin malum lezzetlerin listesini yaptığı bir zamanda biz de “bizim lezzetler”in peşine düştük. Ortaya “Genç’ken Tadılacak 50 Lezzet” çıktı. Buyurun, afiyet olsun…



GENÇ YAZI İŞLERİ

Hacer-ül Esved’i öpmek…

Sahura taze pide alıp, gelene kadar yarısını yemek…

Allah Rasulü’nün yanıbaşında Cennet Bahçesi’nde sıkışa sıkışa namaz kılmak…

Aç olduğun halde başka bir kardeşine yemek yedirmek…

Kabe’yi ilk gördüğünde hangi duayı edeceğine dair güzel bir kafa karışıklığı yaşamak…

Ülkemizi ziyaret eden turistlerden birine güzelce İslam’ı anlatmak ve o kişinin Müslüman olmasına vesile olmak.. Bunun ardından da Peygamber Efendimiz’in şu sözlerini hatırlayıp şükretmek: “Allah’a yemin ederim ki, Cenâb-ı Hakk’ın senin aracılığınla bir tek kişiyi hidayete kavuşturması, senin, en kıymetli dünya nimeti olan kırmızı develere sahip olmandan daha hayırlıdır.”

Gece herkes uyurken tatlı yatağından kalkıp ibadetin zevkine varmak, uyuyanlara da dua etmek, hatta “onların defterine bir şey yazılmıyor, acaba benim defterime şimdi ne yazılıyor” diye derde düşmek…

Haklı olduğun halde susarak melekleri kendi safına davet etmek, Allah’ı vekil kılmak…

Eyüp’te sabah namazı kılmak, ardından simitle kahvaltı yapmak…

Kabe’nin kapısının eşiğine varıp “kapına geldim Allah’ım” diye sarılmak, sonra örtüsüne yapışıp ağlamak, ağlamak, ağlamak…

Üsküdar’daki Hüdayi Vakfı’nda gariplerle birlikte karavanadan yemek yemek…

Bir hafta da olsa bir Afrika ülkesinde bulunmak, oradaki kardeşlerimizle göz göze, diz dize gelmek...

Kuş sesleri eşliğinde çimlerin üzerinde huşu ile namaz kılmak…

Bir Kur’an tefsirini baştan sona tefekkür ederek okumak…

30 Ramazan’ı 30 ayrı camide kılmak…

Kur’an’ı Kerim’i hatmetmek (Ezberlediyseniz size başka lezzete gerek yok…)

Hizmetten yorgun düşmüş bir bedenle yatağa girip, teheccüde kalkma planı yaparken uyuyakalmak…
Sükût sohbeti yapmak…

Çanakkale Sargıyeri’nde gece cemaatle namaz kılmak…

Size kötülük yaptığı hâlde o kişiye iyilik yapmak ve şu ayeti kerimenin bahsettiği tarifsiz lezzeti yaşamak: “İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet 34)
Arefe günü Arafat’ta ümmete ağlayarak dua etmek…

İftar vakti herkes orucunu açarken iftariyelik dağıtmak…

İmanın halavetini kalpte hissetmek ve “iman varsa her zaman  imkan da vardır” diyebilmek…

Herkesin birbirinin kusurunu gördüğü şu hengâmede Musa Topbaş hazretlerinin şu sözlerinden hisse alıp onunla amel edebilmek: “Cenâb-ı Hakk’ın, bir kuluna en büyük nîmetlerinden biri, o kuluna aczini bildirmesidir. Bu mâneviyat yolunda kazandığım belki de en büyük nîmet, hatâlarımı görmem oldu. Rabbime karşı müflisliğimi idrâk ettim. Böylece kimsenin hatâsını görmeye ve onunla uğraşmaya tâkatim kalmadı. Hamdolsun, bütün bunların şükrü içindeyim...”

Peygamber Efendimiz’i (s.a.v.) rüyada görmek…

Sadece Allah’a olan sevgi ve saygıdan dolayı gözleri haramdan sakınmak ve bundan dolayı imanın helvadan daha tatlı olan tadını kalpte hissetmek…

Gece vakti Uhud Şehitliğini ziyaret etmek…

Reşit olduğundan bugüne kadar kavga ettiğin, cedelleştiğin, tartıştığın, dargın ayrıldığın bütün insanların çetelesini çıkarmak; onların ardından dua etmek. Mümkünse onları arayıp, kusurun varsa af dilemek…

Ravza’daki iftar sofralarına çuvalla ekmek taşıyıp, üç hurma ile iftar etmek, iftarı beklerken Ravza’nın bahçesinde, serin esinti ile ferahlamak..

Özel sakal-ı şerif bulup özel ziyaret yapmak…

Bir hastanın kişisel temizliği ve bakımı ile meşgul olup, onu ferahlatmak, sağlığın şükrünü bir nebze de olsun bu şekilde ödemek…

Bir defa olsun “Keşke Allah Rasûlü döneminde yaşasaydım da O’na inanan gençlerden biri de ben olsaydım, O’na destek olsaydım, ölene kadar O’nun yanında ve O’nunla birlikte bulunsaydım” diye içinden geçirmek…
Tıpkı Horasan komutanlarından birinin içinden geçirdiği şu sözler gibi: “Keşke, bu ordumla birlikte Rasûlüllah sallallahü aleyhi ve sellem zamanında yaşasaydım da, Uhud gibi savaşlarda bu ordumla O’nu korusaydım ve O’na yardımcı olsaydım.”
Allah ve Râsulü’nün anıldığı bir sohbette bulunmak ve orada “Muhammed, Allah'ın elçisidir. Onunla birlikte olanlar kendi aralarında merhametlidirler” ayetinden esintiler hissetmek…

İslamî değerlerin küçük görüldüğü, Allah’ın ayetlerinin alaya alındığı bir ortamdan vakârla kalkmak onlara “Selamâ” deyip oradan ayrılmak…

Birbiriyle küsmüş iki kişiyi sadece Allah rızası için her yolu deneyerek barıştırmak…

Âmâ bir kimsenin kolundan tutup gideceği yöne doğru birlikte en az “40” adım yürümek ve ardından o kimseye “sen bize emanetsin, sen bize nimetsin” deyip ayrılmak…

Hodkamlığın ve bencilliğin altın çağını sürdüğü bu devirde diğerkamlığa ve hasbiliğe talip olup dertlilerin derdiyle dertlenmek, en az bir gönüle girmek…

Allah dostu olabileceğini düşündüğün bir meczupla teşriki mesaide bulunmak..

Mütevazı da olsa küçük bir kütüphane oluşturmak ve her daim enginlik ve derinlik peşinde olmaya çabalamak…

Birkaç arkadaşla birlikte “şu yetimin her türlü ihtiyacını karşılayacağız” diye niyet etmek ve Efendimiz’in mirasına sahip çıkacak olmanın mutluluğunu yaşamak…

Soldurmayacak olduracak bir şekilde aşık olmak…

Anne ve babaya ne yapıp edip "Evladım, ben senden razıyım, Allah da senden razı olsun." dedirtmek.

Kavramların, kelimelerin sonsuz yolculuğuna çıkmak ve özellikle Kur’anî kavramların tarif edilemez güzelliğinde hayatı anlamlandırmak…

Milli ve manevi duygularımızı içeren meşhur 5-6 şiiri ezberlemek…

Evvelâ imanı, takvası, sonra güzelliği, soyu ve malı seçkin olan biriyle evlenmek...

Bir yetimin çaktırmadan başını okşamak…

Harçlıklarımızdan ayırdığımız önemli sayılabilecek bir miktarı bir zarfa koymak, zarfın üstüne yardımı yapacağımız garibin adını “felanca beyefendi ya da hanımefendiye…” şeklinde yazdıktan sonra zarfı büyük bir saygı ve teşekkür hissi ile takdim etmek…

Arafat’ta tuvalet kuyruğunda bekleyip sıra gelince koşturarak gelen birisine sıramızı ikram etmek…

Sevdiğimiz kardeşlerimizin ara sıra ellerinden tutup, gözlerinin içine ta yüreğimizden gelen bir derinlik ve muhabbetle bakıp “kardeşim seni Allah için seviyorum…” demek…

Teheccüd vakti gürül gürül Kur’an okumak…






Kaynak:Genç Dergisi

OKUMAK İSTERİM
PAYLAŞ:

14 Haziran 2012

Çıplak aileler

Mahallede olduğum zaman süresince hep aynı..
Kendileri de iki kızı da..
Sosyal ama sessiz..
Garip bir sessizlik değil ama alışılmış da denilemeyecek türden..
Mahallede bir çok yerde karşılaşmış evine gitmişim evime gelmiştir..ama hep aynı dinginlik hep aynı sessizlikle geçiyordu konuşmalar ve sohbetlerimiz..
Hatta bir kaç kişiyle kurduğu cümlelerin sayısı toplasan belki 10 ile 15'i geçmiyor..
Yani ben bu kadınla başbaşa bir yerde kalsam taş çatlasın zordan mıdır mecburiyetten midir bilemiyorum ama dilinden çıkacağı sözler 20 kelimeyi aşmaz..yemin de edebilirim..
İki çocuklu bir kadın..İki genç kız annesi..Bir eş..Bir komşum bu kadın..
Hiç mi kızmaz bir şeylere..Patladığı anları yok mudur?
Kızdığı veya ne bileyim alışmış olduğumuz tavırlarla geçmez mi hiç bir günü?
Alışılmış tavırlar ve davranışlar işte..
Eşini uğurlarken yüksek sesle ''Çöpü de at sana zahmet çıkarken'' veya ''Kaç defa seslendim duyamadın mı acaba?' gibi..
Çocuklarına hiç mi kızmaz bu kadın veya çocukları melek gibi midir ki hiç bağırtmazlar üzmezler annelerini..
Kızlardan biri evlendi..torun verdi kucağına..
-Gün boyunca neler yaşadığımı sen görüyorsun nasılsa..dediğimde..
-Bende öyleyim..demesine duyamadığım için inanamıyorum ''evet öyledir çocuk bakmak'' deyip düşüncemle kalıyorum başbaşa..

Hem rahatsız oluyorum zaman zaman..bu kadın hiç mi tartışmaz kocasıyla?..
Kızdığı anları ben neden göremiyor denk gelemiyorum?..
Dibimde evi ya!
Sonsuz bir huzur ve mutluluk içinde geçmiş olabilir mi benim mahalleye geleli geçen 14 yıl .?

Akşam namazını eda ederken bu gün...balkonda oturmuş torunuyla eşi ve başka bir komşumuzla sesini konuşmasını işittim yine..
Hayır,namazımda onu dinlemedim,istemeyerek kulak misafiri oldum sadece..
Hep aynı ses tonu hep aynı dinginlik hep aynı mütevazilik..

Tam da onu dinlerken kendime öyle bir kızdım ki..

Onun mahremini bilmediğim için nasıl da kızıyormuşum meğer..
Meğer,her evden zamanımızda kavga tartışma ikilisini herkes dinleyebildiği ortaya malzeme ettiğimiz için kendimizi ve bu ailenin böyle bir şey bizlere sergilemediği için kızıyormuşum hatta tartışmalarını da huzursuzluk yaşamalarını da belki de içten içe istiyormuşum meğer..

Herkesin yaptığı gibi havalarda olmayışları,edalı edalı konuşmayışları üsten bakmamaları..ailelerini-sevdiklerini sergilemeyişleri..bir yere gidilecek iken sessizce evden çıkmaları,kimseleri arabanın korna sesiyle rahatsız etmeden kapıları hızlı hızlı çarpmadan ''Bakın,biz ne kadar harika giyinebiliyoruz,bakın biz ne kadar güzeliz,ne kadar havalıyız,popüleriz,ne kadar malımız var,arabamız da var bakınız kapıları ne kadar hızlı çarpıyorum duyunuz,ne kadar da sosyal insanlarız her gün bir yere her haftasonu parka pik niğe gidiyoruz demiyorlar..

Bunlar geçti aklımdan..bunları gördüm bu akşam..
Namazda sınırladım beynimi düşüncelerimi erteleyip namazdan sonra düşünürsün dedim..

Düşündüm mü?

Düşünmem mi?

Meğer ne kadar da ortada her şeyimiz..
Ne kadar da perdesiziz..

Ne kadar da açık..
Ne kadar da tesettürsüzmüş ailelerimiz-yuvalarımız..

Hani herşeyden en kıymetli olup her yerden daha fazla mutlu olduğumuz mekanlarımız konumumuz..
Ne kadar da ortada..

Ne kadar da sokağa dökmüşüz içimizi..kıymetlilerimizi..görüntülerimizi seslerimizi...
Beğenilmek hava atmak ''Biz özeliz-sahip olduklarımıza siz sahip değilsiniz'' tavırlarını ne kadar benimsemişiz meğer..

Ne kadar da soyunmuş..
Ne kadar da çıplakmışız meğer..




Ne güzel demiş Necip Fazıl abimiz:

Siz hiç bir sarrafın bağırdığını duydunuz mu? Kıymetli malı olanlar bağırmazlar.Domatesçi,zerzevatçı bağırır ama kuyumcu bağırmaz.Eskici bağırır ama antikacı bağırmaz.Düşünen bağırmaz.İnsan bağırırken düşünemez.Düşünemeyenler ise hep kavga içindedirler.



Dipnot:Resimdeki çocuklu bayan komşum değildir.


..

OKUMAK İSTERİM
PAYLAŞ:

10 Haziran 2012

Rengarenk linkler eklentisi

Merak edilen ve talep edilen bir şey daha blogumdaki bağlantı üzerine mouse'u sürdüğünüz an bağlantıların rengarenk yanar döner oluşları..ne zamandır ekleyeceğim paylaşacağım dedim durdum ama nasip işte..bugün hamaratlığım tutmuşken onu da paylaşmak istedim..
Hem..bu tür konuları çok sevdiğinizi de biliyorum..:)

Bismillah diyelim!

Bütün bilgiler eski arayüzüne göre gösterilmektedir..yeni arayüz kullanıcıları bu posttan bilgi alabilirler..


Kumanda panelimizden



 Tasarıma tıklıyorsunuz




Ardından Gadget ekle diyoruz..



 HTML-Javascript gadget'ini seçiyoruz..


İşte tam bu kısma yani kod bölümüne aşağıdaki kodun tamamını yapıştırıyorsunuz
<script type='text/javascript'>
//<![CDATA[
var rate = 20;
if (document.getElementById)
window.onerror=new Function("return true")
var objActive; // The object which event occured in
var act = 0; // Flag during the action
var elmH = 0; // Hue
var elmS = 128; // Saturation
var elmV = 255; // Value
var clrOrg; // A color before the change
var TimerID; // Timer ID
if (document.all) {
document.onmouseover = doRainbowAnchor;
document.onmouseout = stopRainbowAnchor;
}
else if (document.getElementById) {
document.captureEvents(Event.MOUSEOVER | Event.MOUSEOUT);
document.onmouseover = Mozilla_doRainbowAnchor;
document.onmouseout = Mozilla_stopRainbowAnchor;
}
function doRainbow(obj)
{
if (act == 0) {
act = 1;
if (obj)
objActive = obj;
else
objActive = event.srcElement;
clrOrg = objActive.style.color;
TimerID = setInterval("ChangeColor()",100);
}
}
function stopRainbow()
{
if (act) {
objActive.style.color = clrOrg;
clearInterval(TimerID);
act = 0;
}
}
function doRainbowAnchor()
{
if (act == 0) {
var obj = event.srcElement;
while (obj.tagName != 'A' && obj.tagName != 'BODY') {
obj = obj.parentElement;
if (obj.tagName == 'A' || obj.tagName == 'BODY')
break;
}
if (obj.tagName == 'A' && obj.href != '') {
objActive = obj;
act = 1;
clrOrg = objActive.style.color;
TimerID = setInterval("ChangeColor()",100);
}
}
}
function stopRainbowAnchor()
{
if (act) {
if (objActive.tagName == 'A') {
objActive.style.color = clrOrg;
clearInterval(TimerID);
act = 0;
}
}
}
function Mozilla_doRainbowAnchor(e)
{
if (act == 0) {
obj = e.target;
while (obj.nodeName != 'A' && obj.nodeName != 'BODY') {
obj = obj.parentNode;
if (obj.nodeName == 'A' || obj.nodeName == 'BODY')
break;
}
if (obj.nodeName == 'A' && obj.href != '') {
objActive = obj;
act = 1;
clrOrg = obj.style.color;
TimerID = setInterval("ChangeColor()",100);
}
}
}
function Mozilla_stopRainbowAnchor(e)
{
if (act) {
if (objActive.nodeName == 'A') {
objActive.style.color = clrOrg;
clearInterval(TimerID);
act = 0;
}
}
}
function ChangeColor()
{
objActive.style.color = makeColor();
}
function makeColor()
{
// Don't you think Color Gamut to look like Rainbow?
// HSVtoRGB
if (elmS == 0) {
elmR = elmV; elmG = elmV; elmB = elmV;
}
else {
t1 = elmV;
t2 = (255 - elmS) * elmV / 255;
t3 = elmH % 60;
t3 = (t1 - t2) * t3 / 60;
if (elmH < 60) {
elmR = t1; elmB = t2; elmG = t2 + t3;
}
else if (elmH < 120) {
elmG = t1; elmB = t2; elmR = t1 - t3;
}
else if (elmH < 180) {
elmG = t1; elmR = t2; elmB = t2 + t3;
}
else if (elmH < 240) {
elmB = t1; elmR = t2; elmG = t1 - t3;
}
else if (elmH < 300) {
elmB = t1; elmG = t2; elmR = t2 + t3;
}
else if (elmH < 360) {
elmR = t1; elmG = t2; elmB = t1 - t3;
}
else {
elmR = 0; elmG = 0; elmB = 0;
}
}
elmR = Math.floor(elmR).toString(16);
elmG = Math.floor(elmG).toString(16);
elmB = Math.floor(elmB).toString(16);
if (elmR.length == 1) elmR = "0" + elmR;
if (elmG.length == 1) elmG = "0" + elmG;
if (elmB.length == 1) elmB = "0" + elmB;
elmH = elmH + rate;
if (elmH >= 360)
elmH = 0;
return '#' + elmR + elmG + elmB;
}
//]]>
</script>


Eklentimizi mümkün mertebe şablonumuzun alt kısımlarına yerleştirmek blogumuzun yüklenme süresini etkilememesi bakımından önemlidir.. Önizleme'mizi yapıp herşey arzu ettiğimiz gibiyse 



Kaydet deyip çıkıyoruz..
 
 
 
Renlendiniz mi???
 
 
 
 
..

OKUMAK İSTERİM
PAYLAŞ: