Waldspielpark Schwanheim - Su Parkı Diyelim



Kocaman bir kaydırak,daha kocaman bir sal,kocaman bir fiskiye,kalabalık,yeşillik,çocuk sesleri,masa tenisi,mangal kokusu,sağa sola kaçan bebekler ve yakalamak için oturduğu halıdan fırlarcasına kalkan telaşlı anneler..



Su,ıslanmak,sevinç çığlıkları,soğuk su,ilk başta dokunamamak,diğer çocuklara bakıp bakıp dokunmak için kendini teşvik etme seansları ama en hızlısından ve sonunda karar vererek suya dokunmak ve biraz ıslanmak sonra biraz daha ıslanmak..


Waldspielpark Schwanheim

Alelacele yiyecek bir şeyler alıp yaşadığımız kasabaya yakın olan su parkını görmeye gittik..o gün hava sıcaktı ama bizim ikindiye doğru yola çıkmamız sıcak günün sonlarına denk geldi..su fiskiyesi en çok dikkatimi en çok çeken (yazının sonunda nedenini anlayacaksınız) şey oldu.

Waldspielpark Schwanheim

Yanımzıda her yaştan beş çocuk vardı..suya girdiler oyun oynadılar,bir şeyler yemek için  ıslak ıslak 50cm derinliğinde havuzun etrafında koşup durdular yine ıslandılar tekrar yediler tekrar geri gittiler..inanılmaz derecede eğlendiğim bir park oldu ama,ama sinmedi içime..

Waldspielpark Schwanheim

Avrupa'da insanların veya belediyelerin çocukalr için yaptığı yerler gerçekten akla durgunluk veriyor bazen,hayır bu park normal denebilecek türden ama yine de akılalra durgunluk veren yanı yok denemez.

Waldspielpark Schwanheim

Bir masalda yaşamak gibi bir öyküden geçmek gibi bir dönemi görmek gibi,tırmanmak için,tepinmek için,kaymak için,ip ile havada süzülmek için,sal ile bir ileri bir geriye gidip gelmek için hem de boyuna yatarak hem küçüklerin hem büyüklerin hoşuna gidiyor..

Waldspielpark Schwanheim

İtiraf etmeliyim ki bu kaydırağı gördüğüm anda korktum..yüksekti parlaktı ve ben kaydırağa bileni bir kaç asır geçmiş olmalı heralde diye düşünerek kendimi yaşlı değil de büyümüş hissettim...enteresan olan bir şey daha vardı ki parktaki tüm eğlence alanları ve objeleri hem çocuk hem büyükelr için uygundu! :)

Bu kaydıraktan kaydım arkadaşlar..yapay bir kum tepesini çıktım önümde kızım korkumu ve acaba nasıl yapılıyordu sorumu düşünerek kaydım..bir kez iki kez üç kez,sonra bir kez kızımla ibir kez başka bir çocukla sonra başka bir çocukla..büyümüş olan beni de böylece o kaydıraktan fırlatmış oldum..

Hatırlatmakta fayda var:parka çocukları eğlendirmek için gelmiştik :)

Waldspielpark Schwanheim

Waldspielpark Schwanheim

Çocuklar da eğlendi biz de eğlendik,en son ne zaman oyun oynamaktan dolayı bu denli yorulduğumu hatırlayamadım,evet asırlar olmuş :)

Çocuklar değil biz eve dönmek istemedik kalabildiğimiz kadar da kaldık..

Aşağıdaki resimler netten alıntıdır..

Waldspielpark Schwanheim

Parkın barındırdığı bir çok oyun imkanı olmasına rağmen...

Waldspielpark Schwanheim


Waldspielpark Schwanheim

Mangal alanı dahi ayrılmış olmasına rağmen..


Waldspielpark Schwanheim

Deli gibi su fışkıran fiskiyenin kapanış anında bir gerçek ve bir çirkinlik çıkıyor karşınıza..çocukların gölgesinde ve serniliğinde eğlendikleri fiskiyenin şekli şemali iki bacağını açmış bir kadın olduğunu net olarak görmek beni daha parka adımımı attığım anda şaşırtmıştı ancak belki ben yanlış gördüm belki de önyargılı düşünüyorum diyerek düşüncelerimi kendime sakladım..kimsenin tadını da kaçırmak istemedim..

Evet belki de hala öyle düşündüğümü söyleyenler olabilir yalnız bu kadar çok oyun imkanı barındıran ve çocukalr için,aileler için bu derece güzel bir alan düzenleyenler fiskiyeye böyle bir şekil vermeleri nerden nasıl akıllarına geldi diye merak etmeden duramıyorum..




Parka gitmemek için bir neden değil gidilir yalnız sizce de çok enteresan değil mi?
Sanki her güzellikte her doğallıkta bir şeyler var gibi bir mesaj aktarılıyor gibi,gibi gibi gibi...

Kaymanın,hoplamanın,küçükten büyüğe eğlenmenin imkan verildiği gibi görünen bir parkın taze veya olgun beyinlere verdiği bir mesaj olabilir miydi?

Siz ne düşünürsünüz..ben mi fazla önyargılı yaklaştım..



tamamını gör
PAYLAŞ:

Alışveriş Alışkanlığım Nasıl Değişti?


Asansörü olmayan beş katlı binanın merdivenlerini her birimizin elinde poşet olmakla beraber çıkıyoruz.

Ne eşime ne oğluma "bunları nereye koyacağız?"sorusunu sormaya cesaret edemeyecek kadar yorgun hissediyorum.

Alışverişten yeni gelinmiş alınanları 'yerlerine'koyma vakti de öyle. .

Dolaplarımdaki yiyecekler miktarı azalınca geriye kalan boş yer hoşuma gidiyor.

Buzdolabında ne var ne yok bir bakışta anlayabiliyorum,hemen bir kaç saniye içerisinde gün içinde neleri tüketebileceğimizi anında programlayabiliyorum.

Kahvaltıda kalan beyaz peyniri bitireceğiz,bir adet yumurtayı evin en küçüğü yiyebilir,bal var reçel var çay olucak nasılsa,çay olunca kahvaltı kendinden kahvaltıya dönüşmüş olur zaten,iki domates ile bir adet kalan sivri biberi öğle yemeği salatasında kullanabilir,yanına bir makarna da yaptım mı tamam olur.


Akşam yemeğine kabak mücveri bir de dünden kalan etli yemek yendi mi bir çok şeyi hem tüketmiş oluruz hem değerlendirmiş oluruz.

Bu Nedir?


Bu cimrilik değildir,bu pintilik değildir ..unutulmaya yüz tutmuş bir güzelliktir aslında.

Dolaplardaki yiyecekleri stok yaparcasına uzun süre tutmak,ve son kullanma tarihi yaklaşınca alelacele ''nasıl değerlendirsem''diye düşünmektir pintilik.

Hakkını veremediğimiz bir çok nimeti bencilce dolaplarda saklamak hangi mantığa hizmettir..yakın bir zamanda kullanılmayacaksa,hatta ne için alındığı sonraki gün unutulacaksa o ürünün dolapta yer almasına ne gerek var?..

Basitleştirmek yerine zorlaştırmak,faydalanmak yerine son anda kurtarmak anlamsız gelir oldu bana bu yüzden..

Dolaplarımın tıka basa dolu olmasına gerek yok,stok yapmaya gerek yok,alıp da paramı marketin kasasına bırakmaya gerek yok,cüzdanımda da durabilir hatta kumbaramda bile uzun süre kalıp beni gerçekten mutlu edecek bir amaç uğruna kullanılabilir.

Alışveriş yapmayı gözden geçirdim bu yüzden,haftada kaç kez neler alıyorum,aldıklarımı alışverişler arasında gerçekten tüketebiliyor muyuz gibi sorular eşliğinde.,her seferinde ortalama ne kadar para harcıyorum ayak üstü hesaplamaya çalıştım,zarardayım..
Baktım ki yaptığım alışveriş ihtiyaç için değil bazen eğlence bazen vakit geçirme bazen de öylesine yapılmış.

Market Poşetleriyle Gelen Anne!


Çocukların üzerinde bırakılan etki?

Bunu da düşünmemek elde değil aslında..

Sürekli dolu olan dolaplar varken ve çocuk istediğibir şeye kolayca ulaşabilecek iken o çocuğa isrftan açlıktan yokluktan nasıl bahsedilebilir?

Sürekli sık sık alışverişten gelen ve market poşetleriyle ''Merhaba çocuklaaaaar!'' havasıyla eve giren annenin yüzündeki mutluluk ifadesi çocuklarda bırkatığı izlenim acaba onlar üzerinde nasıl bir etki bırakmaktadır..

Elbette alışveriş iyi bir şeydir,insanı mutlu eder,harcamak güzeldir annem yapıyorsa doğrudur bunu yapmak gerek mesajı direk olarak verilmiş oluyor.

Olmuyor mu?..

Alışveriş Günleri


Haftada iki kez alışveriş yapmaya karar verdim bu yüzden..

Bu haftanın başında Cumartesi günü alışverişe gidip sıklıkla tüketilen gıdaları temin ettim,süt,yumurta salatalık sebze,meyve vs..

Haftada iki kez alışveriş yapma kararını almadan evvel haftayı ikiye bölüp yani ki alışveriş günü belirlemeye karar verdim,alış veriş günlerim Cumartesi ile Çarşamba günü olacak,altı kişilik bir aile olduğumuz için günlük tüketilen yiyeceklerin çabuk bitmesini önplanda tutarak(süt-yumurta gibi)iki kez alışverişe çıkmak mantıklı geldi.

Bu kararı aldığım gün günlerden Cumartesiydi..ve mutlaka bir alışveriş yapılmalıydı..yapıldı da..

Alışverişi yaptım kasadaki sıraya girdim,sepetime bakınca bir sonraki alışveriş için tamı tamına üç günüm olduğunu,sepette yeni aldıklarım ve evde mevcut yiyecekler dahil hepsini üç günde tüketmemizin gerçekten de zor olduğunu net olarak gördüm..

Hepsini üç günde imkanı yok tüketemezdik. eve geldim hafta boyunca gerçekten acil veya çok gerekli bir şey dışında harcama yapmayacağıma dair kendime söz verdim.


Alışveriş Yerine Ne Yapsam?


Alışveriş yapmadığım için başkaca şeyler yapar oldum..

Böğürtlen topluyoruz,bayatlamış ekmekleri martı ve ördeklere atmak için nehrin kenarına gidiyoruz,kuşların mutluluğu çevredeki herkese tam anlamıyla bir şölen yaşatıyor. .

Arabada sürekli bulunan küçük ince halıyı bir ağacın altına serip bazen kahve bazen çayımızı akşam vaktinde parkta içiyoruz. .bir ağacın altında uzanmak hala bedava bu arada. 

Doğada daha fazla vakit geçirmek,evde el atmadığım köşeleri elden geçirmek,dolaplardaki kıyafetleri aırmak,artık kullanılmayacak olanları ihtiyaç sahiplerine vermek veya ileride giyebilecek aile ferdi için paketleyip kaldırmak.

Bu ve bu gibi bir çok şey yapılabilir,hayatımızdan reklamları,bröşürleri,etikeleri kısaca harcamaya yönelik bir çok şeyi sınırlandırmak gerek..

Dolaplarımız rahat edecek içimiz nefes alacak ve en önemlisi bir çok şey için hem dolaplarımızda hem hayatımızda yer açılacak..

Dolap dedim de,bu gün bu parayı eski kafamla harcayabilirdim düşüncesi cebimdeki parayı kumbarama atmama yardimci oluyor bu da dolabın içinde bulunan kumbaramı daha da ağırlaşaşırıyor. .

Kadınları görüyorum. .eskiden el işleri vardı meşguliyet olarak en azından el işleri vardı şimdi pek yok gibi,ama market yolunu sabahın erken saatlerinde 'günlük alışveriş'ne oluyorsa artık o,için çıkıyor evinden. .

Bunu yapmak kolay ama oturup biraz.gözden ge örmek halimizi daha da kolay ve kazançlı üstelik. .Her aile ihtiyaçlarını bilir anneler daha çok ve yine her kadın bilir ki elindeki az malzeme ile bile yarım paket makarna ile bile sofrayı ziyarete dönüştürmek mümkün. .




tamamını gör
PAYLAŞ:

Bit Pazarında..



Bu güne dek bir yumurta dolabı (evet öyle bişey var) ahşap beşik,ahşap çeşitli oyuncaklar,abajur,baharatlık,poşet çay kutusu,küre,ahşap bebek arabası ve en favori olan bir kaç adet fincan aldım..

Bölgemizin bit pazarını keşfettiğimde duyduğum mutluluk çölde serap bulmuş insanınki gibi aynı..
Küçük bir kasabada yaşayan,ve temel ihtiyaçları karşılamak dışından mağazaları olmayan bir bölgede ben için bulunmaz nimetti bu pazar..

Haftanın iki günü (alışveriş günlerimde)kasabanın nehre yakın bir binanın arka bahçesinde ya da avlu demek daha doğru olacak sergilenen bu minik pazarda yok yok..ama gerçekten yok yok..

Deriden inal edilmiş minik kozmetik bavulları,eski ama hala çok iyi durumda olan kürkler,ev eşyaları,IKEA'nin şimdilerde kataloglarını süsleyen tabaklar,bardaklar yine ev eşyaları ama en orjinal ve en eski halleriyle bu pazarda sergilenmekte..

Esk,oyuncaklar,giysi,ev tekstili,yatak,koltuk,ayakkabılar,montlar,kocaman eski tablolar,aynalar da binanın iç bölümünde sergilenir..

Sözü fazla uzatmadan benim bu binanın avlusuna girişim gibi olsun...karşıma heme ntezgahlar çıkıyor..saatimi çok zevkli geçiyor,her hangi bir şey almasam bile bu iki günü sabırsızlıkla bekliyor yağmur yağdığı zaman ise resmen hüzünleniyorum açık alanda yapılıyor olmasına...Almanya'da bu güne dek sen sevdiğim yer de burası oldu...

Mutfak eşyaları-Mutfak saati

Porselen çay takımı

Takılar

Misketler

Kahve fincanları-Tatlı tabakları

Kaseler-yayvan tabaklar

Çay setleri-Japon çay setleri

Minik eşyalar

Çay setleri


Kahve makinesi


Saat

El yapımı mumluk altlıkları-Gümüş

Ahşap duvar süsü görevini gören tabak seti

İp eğeri-Doğru söylediysem..

Kristal bardaklar


Salata kaseleri


Metal objeler

Çay takımları



Bunlar da benim aldıklarım...Bakırdan minik objeler(telefona ba-yıll-dım,hediye edilmek üzere beyaz ve tek olan fincan,kırmızı porselen kase bir de şu muhteşem beyaz minik sandık..


Pazarı sevdiniz mi acaba?..Sergilenen eşyalardan size ne hediye etmemi istersiniz?

Mutfak saati?
Çay seti?
Yoksa gözümden kaçmış başka bir şey mi?









tamamını gör
PAYLAŞ:

Goethehaus - Goethe'nin Evi

Johann Wolfgang von Goethe, 1749-1832



Batı dünyasının gelmiş geçmiş  en büyük edibi olarak kabul edilen Wolfgang von Goethe (1749-1832)
Avukat-Yazar-Diplomat-Doğa Bilimci-Şair-Diplomat-Filozof

Daha geniş araştırma ile Goethe hakkında daha fazla bilgiye sahip olunabilir hatta bilmediğimiz şöyle bir iddia ile de karşılaşabilirsinz:




Insanlik her seyini Hz. Muhammed'e (s.a.v.) borcludur " derken, hem kendi cagdaslarini, hem de 20. yüzyilin Avrupa'sini hayrette birakiyor.

Onun Islamiyet hakkinda ileri sürdügü düsünceleri, disaridan bir sempatizanin sörleri olarak degil, icinden bir mensubunun ifadeleri olarak kabul etmek gerekir. Goethe'nin "Mahomet's Gesang- Muhammed'in Nagmesi" isimli siiriyle (bkz. Bir Gül Demeti, s.18) baslayan bu alâkasi, Faust'tan sonra en büyük eseri kabul edilen, "Dogu-Bati Divani"'nda zirvesine ulasmis ve yazar, bu eserin girisinde, "son derece sasirtici" olarak yorumlanan su ifadeyi kullanmistir:

"BU KITABIN YAZARI, BIZZAT MÜSLÜMAN OLDUGU SEKLINDEKI KANAATI REDDETMEZ"
Yukaridaki sözler, Goethe'nin Islâmiyeti kabul ettigine dair son derece kuvvetli bir delil teskil etmektedir. Zaten kendisi, Kur'an-in indirildigi geceyi, yani Kadir gecesini bizzat kutladigini da aciklamaktan cekinmemistir. Goethe'nin Islâmiyetle ilk karsilasmasi, 23 yasinda iken inceledigi bir Kur'an tercümesiyle olmustur.

Bu tercüme, Kur'an'in orijinal metninden cok uzak olmasina ve ifade yanlislariyla dolu bulunmasina ragmen Goethe'yi hayran birakmis ve ona su sözleri söyletmisti:

"Kur'an'in, kitaplarin kitabi olduguna Islâmi vecibeden dolayi inaniyorum."

Goethe, gelinin 1820 yilindaki hastaligindan duydugu aciyi, bir arkadasina yazdigi mektupta söyle ifade ediyordu:

"Burada da kendimi Islâmiyette tutmaya çalismaktan baska yapacak bir seyim kalmiyor"

Goethe ölümünden bir yil önce de Eckermann'a söyle demisti:

"Sevgili çocugum, bizim Uluhiyyet fikrinden ne haberimiz var ki ? Ve bizim dar tasavvurumuz, o yüce varliktan neler anlatabilir ki ? Ben de bir Türk gibi Allah'iyüz isimle tâbit etmeye çalissam, yine de o sonsuz kudrete karsi bir sey söylemis olamazdim"


Goethe 22 Mart 1832 yilinda hayat yolculugunu tamamladi. Ölmeden önce eliyle gögsüne sürekli olarak W harfini çiziyordu. Leo Kettler, bu W harfinin Goethe'nin ilk ismi Wolfgang'a isaret ettigini açiklamisti. Oysa ki Goethe'nin Kur'an harflerine uzun süre calistigi ve Allah lafzini cok iyi yazdigi bilinmekteydi.

Size okumus oldugunuz yazisini tercüme ederek yayinladigimiz A. Moghaddas:

"Iste bu sebepten dolayi Goethe'nin, birçok hristiyanin ölüm aninda gögüslerine elle çizdikleri haç yerine, Allah lâfzini yazdigini saniyoruz" demektedir. (Bilindigi gibi Allah lâfzinin basindaki elif olmazsa, mânâ degismemekte ve Allah kelimesinin yazilisi tam olarak W harfine benzemektedir)

Zafer dergisi, Sayi 200, 1993


Doğruyu Allah bilir..benim dileğim Goethe'nin müslüman olarak bu dünyadan ayrılmasıdır..ki;en azından kendisiyle Cennette görüşme fırsatımız olsun :)

Büyük bir adamın evini gezmek,bilginin büyüklüğü ve ona verdiğim değerdir kendimi küçük,ilim ve bilim adamlarını gözümde büyük görüyor oluşum..

Giriş ücretini verdikten sonra yanınıza kişisel eşya yasaklanıyor haliyle yiyecek içecek de..kişisel eşyalarınızı özel bir alana kilitleyip ziyaret sonuna kadar anahtarı tutabilirsiniz,çıkışta iade..



Eski ve orjinal yapının etrafında müze ihtiyaçlarını karşılamak için bir karşılama salonu inşa edilmiş ayrıca da gördüğümüz galeri de ek olarak sonradan katılmış.







Galerinin hemen dışında Goethe'nin bahçesini görüyorsunuz..evin giriş resmi ne hikmetse bulunamadı...çocuklu gezmenin dezavantajı diyelim,nasip (ama hep çocuklar suçlu :))




Evin hemen girişinde sağ tarafta mutfak var,bir çok eşyası hala durmaktadır,mutfağın bir köşesinde (resmi yine meşhul olan)yerde tavana kadar uzanan devasa bir su pompası mevcut..









Mutfak gereçlerinin çoğu bakırdan üretilmiş ve hepsi bırakıldığı gibi durmakta,yerlerine özenle son kullanımda olduğu gibi yerleştirilmiş..




Mutfağın hemen ardından ve karşımıza hemen hemen herkatta çıkan bekleme veya misafir ağarlama salonu duruyor..bu yapı üç kattan oluşmaktadır..sanırım doya doya gezmek ve elinizdeki broşürü okuyarak girdiğiniz her odayı ve kullanımı hakkında bilgileri sindire sindire gezmek iki saatinizi alır ama değer...çünkü insan hem eski hayatı görüp mevcut hayat ile karşılaştırıyor hem de artık orada olmayan ve asla göremeyeceğinden emin olduğu bir insanın evini gezmiş oluyor..bu biraz garip aslında..

Artık hayatta olmayan bir insanın evinin müzeye dönüşmesi fikri çelişkili bir şey olsa gerek..beni kimse tanımasa bile ölümümden sonra yaşadığım yeri hiç tanımadığım insanların gezmesini görmesini istemem bu kişisel bir görüş tabi..



Evin en çok pencerelerini sevdim..pencerelerin havası bambaşkardı..hemen hemen hepsinin önünde renkli sardunyalar vardı..bu yapı yaşayan ve canlı olan tek şey..


Bu karelerde gördüğümüz el işi Goethe'nin annesitarafından örülen ve yarım kalmış olan dantel perde uçlarıdır...


Bütün odaların dekorasyonu döneme uygun ve pahalı süs eşyaları ile doluydu...Goethe dekorasyon sevdalısı biriymiş ayrıca..





Birinci katta karşıma bu ikidevasa dolap çıktı,broşürde;giysi dolapları olduklarını ve içerdikleri eşyaların çokluğu sebebiyle yılda sadece üç kez yıkandığı bilgisi verilmişti bu bölüm ile ilgili..


Dönemin çamaşır sıkma (press) makinesi de muazzam bakımlı bir şekilde yerinde duruyordu..


Evin her odası farklı renkteydi ve enteresan gelebilir ama bütün ev aslıdna çok renkliydi..mavi,yeşil,kırmızı..


Küçüktü odalar,bekleme salonları,müzik odaları,oturma odaları dışında ev halkının yaşadığı odalar küçük sayılırdı ben daha büyük daha ihtişamlı olmalarını bekliyordum..odalardan bahis açılmışken hiç birinde yatak mevcut değil..odaların içinde sandalye masa vs gibi eşyalar sergilenmekte..



Ama her biri insana şiir yazdırır,roman yazdırı,hikaye yazdırır..bu resimdeki masa mesela..iki dakikalığına dahi olsa çayın elinde kalemin kitabın yanında olduğunu hayal ederek yazdırır..evin her köşesinde en sevdiğim köşe kesinlikle bu köşe oldu...


Goethe'nin portresi..


Masa üzerinde görünen porselen takımlar Goethe'nin annesine ait olup kişisel koleksiyonudur..zevkli kadın,benim gibi porselen sever :)



Aynalar...bir ço kayna vardı ..ama aşağıdaki çok farklı göründü gözüme..ve eminim ki çok çok eskiydi..





Her odanın ısınması sobalar ile gerçekleştiği için her odada kocaman sobalar görmek mümkün,resimdeki gördüğüm en küçük sobaydı..





Çin ve AJponlar (Kore'li de olabilirler) her yerdeler..



Kırmızı oda muhteşemdi..


Kızım bu kadar tabloyu bir arada görünce defalarca sorduğu soruyu tekrar etmeye devam etti..Anne bunlar kim?



 Sabırsızlıkla göstermek istediğim bölüme geldik...

GOETHE'NİN KÜTÜPHANESİ





Kitap kokusu kitap dokusu,ilim,merak,dalmak ve çıkmamak,açlığı unutmak,dünyayı unutmak kendini unutmak için şahane bir yer ve sebep...

Sözlükler..

Kitaplarını gördüm,okuduklarını gördüm,merak ettiklerini gördüm,göremediklerimi de hayal ettim..kitaplar devasaydı(el yazısı olabilir).



Buram buram kitap kokuyor..




Burası da okuma köşesi ve okuam koltuğu...dokunmak KESİNLİKLE YASAK!..koltuğun iç kısmı oturmaktan yıpranmıştı..belki saatlerce okumuş belki saatlerce düşünmüştü burada..sağında solunda pencere vardı ışıktan daha fazla istifade edilmesi için belki de..



İstediğim kadar kalamadığımı itiraf ,verdiğim bilgilerin de çok az olduğunu kabul ediyorum..elbette Goethe ile ilgili bilgiye internette bulmak mümkün ama aynı olmuyor..ben yılalrca çocukluğumdan bildiğim halde evini ziyarete gittikten sonra hayatı ve yaptıklarına ilgi ile bakmaya başladım..



Yerden tavana kadar boyu olan bu muhteşem saati sona bırakmak istedim..hala da çalıştığını görmeniz için daha yakından çekilmiş bir resim ekledim..




Ve merdivenleri iniyorsunuz,gıcırtılar eşliğinde,görebileceğiniz tüm detaylara bakıp bakıp bakışlarınızı alıp gezinizi sonlandırıyorsunuz..sizinle beraber orada bulunan herkes farklı düşüncelerle ayrılıyor,güzel bir hatıra olacak güzel bir deneyimdi,yetmediği kesindi ama çocuklarla bu kadarı olabilridi..hiç de olmayabilirdi..




Evin çıkışında bahçe vardı hani...ıslaktı,yağmur yağıyordu ve gitmek hiç ama hiç istemiyordum..çıkış büyük sokak taşları ile döşenmişti ve düşen her yağmur damlası o döneme dair hayalelr kurdurdu bana..

İşte el feneri ile yaklaşan bir adam..
İşte köşeyi dönen atlı arabanın sesleri..
İşte üst katta yatmaya hazırlanan birinin penceredeki silüeti..

Ve dahası ve dahası...ama geniş zaman bende bulunmaz bir nimet ..
Bu kadar olsun istemedim sevgili arkadaşlar ..yetersizliğimi mazur görün çok rica ediyorum..


Sevgiyle hazırladım yalnız,bunu bilmenizi istiyorum...



tamamını gör
PAYLAŞ: